|
"ABLA, ALLAH NEDEN BENİMLE KONUŞMUYOR?"
Hicret Toprak
İl Vaizi
Yüzündeki sahici üzüntü, kederli gözleri ve çaresiz duruşuyla karşıma dikilen 13 yaşındaki bu kız çocuğuna ne cevap verebilirdim.. Kendisinden beklenenlerin ve kendisini bekleyenlerin toplamı olan hayatlarımızda sorularımızın sathi cevaplarla geçiştirilmesi bizim için çok da önemli olmayabilir belki.. Zihnimizdeki birçok soruyu da kolaylıkla savuşturabiliriz. Soru işaretlerimizin çengelleri hiçbir zaman sağlam dallara yapışmaz. Onun için cevapları kolay olur sorularımızın.. Onun için her sorunun bir cevabı vardır belki de.. Ve tam da bunun için “Cevap” makamı olabilmişizdir.. Fakat bu yavrucağa, Allah’ın kendisine cevap vermesinden başka çaresi kalmamış olan bu kızcağıza cevaben “Kelam”a, “Akaid”e ve bilinenlere müracaat etmenin bir faydası olmasını bekleyebilir miyim? Evet belki ona “Allah’ın insanlarla konuşma biçiminin vahiy olduğunu” anlatabilirim. Allah’ın sadece bu yolla biz insanlara mesajlarını sunduğunu söyleyebilirim. Allah’ın son olarak Hz. Peygamber’le ve bir melek vasıtasıyla konuştuğunu da.. O’nun bizimle konuşmadığını ancak bize şah damarımızdan daha yakın olduğunu da söyleyebilirim.. Bütün bunlar, onu susturabilir.
Bütün bunlar hızla zihnimden geçerken kızın kollarına ilişiyor gözüm.. Derin çizikler içindeki kolunda son çizikler henüz kurumuş.. “Sen, diyorum” sorusunu cevapsız bırakarak, “yine mi faça attın koluna?” (kendi aralarında bu tür çiziklere verdikleri isim) Başını önüne eğiyor ve tekrarlıyor: “Abla, Allah benimle niçin konuşmuyor?”
Hayatın bazıları için “daha adil” olduğunu hissettiği gözlerinden okunan bu yavrucağın dünyasında “Allah”, kendilerine nimet verdikleri ile konuşuyor. Yani onların dualarına icabet ediyor. Acaba onun dualarına icabet etmeyişi niçin? Acaba bilmediği bir günahla mı dünyaya geldi? Bütün bunları yaşadığını görüp dururken, ona şah damarından daha yakın olan Allah’a şah damarını keserek kendisini göstermeye çalışacak belki de..
Terledikçe zihnimde kelimeler bulanıklaşıyor. Onu alıp bahçeye çıkarıyorum. “Allah’ım sadrımı aç, dilimin bağını çöz” diyorum kısık sesle.. “Bak” diyorum, “Allah belki her zaman kelimelerle konuşmaz. Şu bahçe, dört mevsim göveren tohumlar, şu bulut, dahası içine çektiğin hava, O’nun bize ikramıdır. O dilemiş olmasa burada seninle durup bunları konuşamayız. Belki hayat bazıları için kimilerine göre daha zor.. Ama çekilen zahmetler, yaşanan zorluklar, O’nun yanındaki değerimizi ve mükafatımızı arttırır. Sorduğu sorulara doğru yanıtlar verdiğimizde ikramları ile bize cevap verir. O cevabı alanlar, dünya üzerinde yaşadıkları hiçbir sıkıntıda yıkılmazlar. İsyan etmezler, tökezleseler de dimdik ayağa kalkmayı bilirler.. Biliyorum sen de onlardansın”..
Dudağının kıvrımlarında beliren belli-belirsiz sevinçle “abla” diyor. “Biliyor musun, “Allah benimle belki konuşmuyor ama ben O’nun şu anda bizi izlediğini hissedebiliyorum”.. Arkasını dönüyor ve koşarak yanımdan ayrılıyor. “Allah’ım diyorum, ona ihsan ettiğin bu hissiyatı bana da nasip et. O masum güzelliğine tutunduğum yetim ve öksüz kız çocuğunun yüreğini aşkınla doldur”...
|